Necdet TOPÇUOĞLU

Necdet TOPÇUOĞLU

ŞİMAL YILDIZI
[email protected]

BOYKOT DEĞİL UYARI

06 Nisan 2025 - 04:03

Boykot, bir protesto eylemidir. Ben öğrencilik yıllarımda zorunlu olarak birçok boykot eylemine katıldım. Yemekleri ve fiyatları beğenmedik boykot yaptık. Eylemlerde arkadaşlarımız öldü, dersleri boykot ettik. Haklı veya haksız yapmış olduğumuz boykot eylemleri, üniversite yönetimleti tarafından demokratik hak olarak görülmüş, sorunların çözümü için öğrenci temsilcileriyle uzlaşma masasına oturulmuştur. Boykot ayni zamanda, bir ürün yada hizmeti kullanmayı reddetme özgürlüğüdür. Söz konusu özgürlüğün kısıtlanması hukuk dışı bir uygulamadır.

Siyasal iktidarın hukuku askıya alarak, hak hukuk adalet gaspı yapması, toplumun her kesimini ve özellikle üniversite gençliğini rahatsız etmiştir. Halbuki bu gençlik, AKP İktidarı döneminde yetişmiştir. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 35 yıllık diplomasının hukuksuz bir şekilde iptal edilmesi ve hemen ardından tutuklanması, halkın protesto eylemlerine neden olmuştur. Söz konusu eylemler sonucunda tutuklanan 301 öğrencinin serbest bırakılması için Üniversite gençliği bir günlük boykot kararı almıştır. Bu karar CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından iki Nisan günü alışveriş yapmama eylemiyle desteklenmiştir.
Hernekadar adı boykot olarak telaffuz edilse bile, yapılan bir günlük eylem bir uyarıdır.

Gerçek anlamda boykot, hedeflenen amaca ulaşıncaya kadar eylemin sürdürülmesidir. Yapılan uyarının beklentileri karşıladığını söylemek mümkündür. Erdoğan'ın yapılan uyarı eylemini, gezi olaylarına benzetmesi doğru değildir. Her kesimden ve her görüşten yurttaşlar tek bir sğızdan, hak hukuk adalet istemişlerdir. Bu onların en doğal haklarıdır. İktidarın eylemcileri teröristlikle suçlamak yerine, taleplerine kulak vermesi gereklidir. Boykot adı verilen uyarı eylemi, kabine üyesi sekreterlerin alışveriş yapmak üzere piyasaya çıkmalarını sağlamıştır. Böylece fahiş fiyatlarla muhatap olmuşlardır.

İktidar iç piyasadan çok, yabancı yatırımcıların tedirgin olmasından endişe duymuştur. Bir günlük uyarı eylemi nedeniyle 15 günde yurt dışına çıkan döviz miktarı 20 milyar doları aşmıştır. Yerli yatırımcının kaybı ise, 1,5 trilyon liraya ulaşmıştır. Eylem öyle etkili olmuştur ki, Bits haftayı 9.384 ile kapatmıştır. Halbuki 9.400 eşiği tehlikeli bulunuyordu. Bankaların yoğun bir şekilde hisse senedi alımları bile düşüşü engelleyememiştir. Asıl tehlike daha başlamamıştır. Bu nedir derseniz, uyarı eyleminden, boykota geçilmesidir diye cevap veririm. Tırmanış devam etmemeli, uzlaşma sağlanmalıdır.

Asıl tehlike boykotların biçim değiştirerek yaygınlaşmasıdır. İktidar miting alanlarına giden halkı fişlediği için, toplum eylem tipini boykota dönüştürmüştür. Eğer bir ülkede hukuk yoksa ve kaynaklar zengin değilse, ekonomi kırılgan olur. İktidarın enflasyonu kontrol altına almak amacıyla uyguladığı tasarruf tedbirleri güme gitmiştir. Merkez Bankası döviz artışını önlemek için, bir haftada piyasaya 26 milyar dolar döviz sürmüştür. Alınan abdest ürkütülen kurbağaya değmemiştir. Akaryakıta yeni zamlar gemeye başlamış, evlerde kullanılan elektriğe %25 zam gelmiştir. Bunun yıllık enflasyonu en az %4 artıracağı hesaplanmaktadır.

Uyarı eyleminin yapıldığı iki Nisan günü banka kartı harcamaları 24 milyar lira olarak açıklanmıştır. Normalde günlük banka kartı harcamaları, ortalama 53 milyar liradır. Bir günde alım daralması 28 milyar lira olmuştur. Asıl korkulması gereken alım daralması değil, boykotun diğer türlerine geçilmesi olmalıdır. Eşeğin aklına karpuz kabuğu koymak istemem ama, halk mevduatlarını bir ay süreyle çekerse bankaların durumu ne olur?
Bankalarda oluşacak darboğaz kredileri etkiler. Bankalar ellerindeki değerli kağıtları satmak zorunda kalırlar. Bist düşer. Bu durumda Merkez Bankası daha yüksek faiz ile döviz almak zorunda kalır. Bunların iyi düşünülmesi gerekir.

İktidar güvenilir olmayı kaybetmiştir. İktidar paydaşlarından Devlet Bahçeli'nin sağlık durumu konusunda bile tutarlı bir açıklama yoktur. Bir İktidar hukuku askıya alarak, önüne gelen muhaliflerini Silivri'ye tıkamaz. Bunu yaparsa kendisini dünya kamu oyuna izah edemez. Halkın direndiği konularda uzlaşmak yerine daha sertleşmeye gidilirse korkarım bu işin sonu karakolda biter. Türkiye'nin içine düştüğü durumdan tek adam rejimi ile çıkılması mümkün değildir. Milli uzlaşma ile mutlaka Parlamenter Sisteme dönülmesi zorunludur. Kürtler yol ayrımındadır. Ya Türkiye Kürtleri olmayı seçecekler, ya da Mezopotamya Kürt Devleti projesini seçeceklerdir. Milli İrade hakimiyeti yeniden kurulmadan, Türkiye'nin düzlüğe çıkması mümkün değildir.